Lise biter, artık üniversitelidir. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Felsefe Öğretmenliği'ni kazanan Kurt, oralarda da makineyi elinden bırakmaz. Belediyenin fotoğrafçılığını yapar, küçük sergiler açıp valilik için fotoğraf sunumları hazırlar. Van'da bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra 2006 yılında tayini İstanbul'a çıkar. Sanatçılara ilham veren büyüleyici şehir, bu kez onun rüyalarını süsler. Sıra arkadaşı Emin'in şu cümleleri onu yeni bir arayışa iter: "Beğendiğimiz bir sokağı kapatmalıyız. Kiralayacağımız vince çıkıp sokağı boydan boya fotoğraflamalıyız. Farklı bir şey yapmalıyız, farklı..."
Yeni Cami'den Boğaz...
Uçak, jet, helikopter derken Hakan Bey'in aklına minareler gelir. Minarelerden İstanbul'u fotoğraflamak... Bu fikri arkadaşıyla paylaşır, destek görür, kısa bir süre sonra soluğu Diyanet'te alır. İzin işlerini hallettikten sonra ilk çekim yeri olarak Sokullu Mehmet Paşa Camii'ni seçer. Boynunda makinesi yollara düşer. Minareye çıkacağını duyan cami cemaati şaşırır, izin kâğıdını gösterip yetkililerden yardımcı olmalarını ister. Çantasını sırtlar, uzun ince yolda ilerlemeye başlar. Neler hissettiğini kendisinden dinliyoruz: İlk önce minareye çıkış yok dediler. Kapıyı bulduk, kilidi kayıpmış. Cami içindeki girişin önüne de imam odası yapılmış. Bir delik bulup girdim. Minare çok dar, heyecanlıydım. Döne döne yukarı çıktık, başım döndü. Merdivenler bitmek bilmedi. Aşağı güllük gülistanlıktı ama deliklerden nasıl soğuk giriyordu, anlatamam. Bir ara minare sallanıyor sandım. Sonunda çıktım ve artık başka bir diyardaydım... Haliç ve Süleymaniye manzarası mükemmeldi. Mükemmel...
Yavuz Selim'den Haliç..
Hayalleri için önemli bir adım atan fotoğrafçı, hemen minareden iner, diğer camilere koşar. İlk gün Yavuz Selim Camii'nden Fener Rum Patrikhanesi-Eyüp ve Fatih sokaklarını, Şehzade Paşa Camii'nden su kemerleri ve çevresini çeker. Sonrasında havanın güzel olduğu zamanlarda haritadan belirlediği camileri sırayla ziyaret eder. 2010 yılında projeye başlayan Kurt, 4-5 ayda 40 caminin minaresine çıkar.
Süleymaniye'den Kumkapı...
En güzel manzara Süleymaniye'de
Bağcılar Lisesi'nde felsefe öğretmenliği yapan Kurt, en çok Ramazan'da çalıştığını söylüyor. Yazın niyetli olmak zor, niyetliyken daracık bir minareye çıkmak daha zor. 'Minarede oruç açtınız mı?' diye soruyoruz. Gülümseyerek cevap veriyor: Açmadım, ama olabilirdi. İnsan çıkınca inmek istemiyor. Bütün fotoğraflarımı gündüz çektim. İşimden dolayı Anadolu yakasına geçemedim. Akşamları izin almak sıkıntılı, yanında bir görevli olmalı. İzin alırken hangi dakikalar arasında çıkacağını bile yazıyorsun.
Yılmaz Kurt, son fotoğrafını Süleymaniye Camii'nden çekmiş. Hem de tadilatta olduğu dönemde, bayramdan birkaç gün önce. En güzel manzaranın oradan göründüğünü, en güzel fotoğrafını o gün çektiğini aktarıyor. Güzellikleri ballandıra ballandıra anlatıyor. İstanbul'un en güzel mekânında iki saat kalan birinin anlatacak çok şeyinin olması gayet normal.
Sultanahmet'ten Ayasofya...
En dar minare Mahmut Paşa'da
Kurt'un elinde minarelerden çekilmiş 5 bin fotoğraf bulunuyor. Video kayıtları çok kaliteli olmadığı için onlardan bahsetmek istemiyor. Arkadaşlarının kıskandığını ve birçoğunun kendisiyle minareye çıkmak istediğini dile getiriyor. Peki, bir minarede kaç basamak var? 110-180 arasında değişiyor. En yüksek minare Süleymaniye Camii'ne ait: 230 basamak. Bir minare ortalama 30-40 metre yüksekliğinde. 8-10 dakikada çıkmak mümkün. En dar minarenin Mahmut Paşa Camii'nde olduğunu söyleyen fotoğrafçıya göre Boğaz, en güzel Cihangir Camii'nin minaresinden izlenir. Sadece Ortaköy Camii'nde fotoğraf çekemeyen fotoğrafçı nedenini şöyle açıklıyor: "Cami imamı başbakan'dan izinli geleni bile minareye çıkarmaz, dediler. Gittim, aynen öyle oldu. Al anahtarı, cami senin olsun ama bunu benden isteme, dedi. Meğer korkuluklarda kırık varmış, müezzinin biri ölüm tehlikesi atlatmış. Üstelemedim. Diğer kubbelerden çektim." a.hulagu@zaman.com.tr
***
Felsefe öğretmeni Hakan Kurt, İstanbul'u minarelerden fotoğrafladı.